Algoritmik Düşünce ve Başarı Arasındaki Bağlantı

El Harezmi, logaritma da denen matematiksel düşünce sisteminin babasıdır. Matematik, o ve onun çağında yetişenler tarafından asla İslam’dan kopartılmadı. Matematik İslami bir bilim dalı olarak okutulduğu için varlıkların arasındaki aklı yani Allah’ın sonsuz aklını görerek Müslümanları ilerletiyor ve teknolojik gelişmelerde ileri tutuyordu.

Harezmî (d.780-ö.850), çağına göre üstün özellikler taşıyan eserler meydana getirmiştir. Bu eserlerin günümüz matematikçilerini bile hayrete düşüren yönleri vardır. Mesela, açıların ”Sinüs” gibi trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tabloları oluşturmuştur.

Tüm dünyaya isminin Latince telaffuzunu “Algoritma” olarak söylettiren bu Müslüman Türk âlimi, cebir matematiğinin de kurucusudur.

Harezmî, cebir denklemlerinin çözümünde kare ve dikdörtgen şekillerden yararlanır. Denklem çözümlerinde bu geometrik şekilleri kullandığından, denklemlerde hep artı işaretli terimler göz önünde tutulur. Kare, bilinmeyeni, dikdörtgen ise bilinmeyenin sabit bir katını temsil eder.

Denklem çözümleri daima pozitif değerler içindir. Harezmî, ikinci dereceden denklemlerin çözülmesi için geometrik modeller kullanır. Fakat bu çözümleme yöntemleri, ne acıdır ki Türkiye’de hiç bir ders kitabında gösterilmez.

İkinci derece denklemlerin çözümünü çok sade, anlaşılır ve sistematik bir biçimde ele almıştır. Çözümleri sistemli bir sıra ile vermiş olması, ‘Algoritma’ yönteminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Günümüz dünyasının vazgeçilmezi bilgisayarların programlama dilleri, Harezmî’nin Algoritmik yöntemleri esas alınarak yazılmaktadır.

ALGORİTMİK düşünce sistemi: El Harezmî’den Modern Bilgisayar Programlama dillerine
Türkçe, sentez oluşturmak için kolay bir dildir. Hiçbir sessiz harf ya da kafa karıştırıcı ikili ünlüler yoktur. Her harfi telaffuz edilmektedir. Bu nedenle, dünya düzeyinde, Türkçe, bilgisayar konuşma sentezleyicisi için bir rüyanın gerçek olması durumudur. (Being Digital, 1995 Nicholas Negroponte, Londra,)

Dolayısı ile günümüz programcılığının ve daha birçok matematiksel sistemin temelinde, Harezmî’nin olduğunu söylemek mümkündür.

El Harzemi, bugünkü bilgisayar programcılığının temelini atan düşünce sistemini kuran ilk kişidir. O, bu kendi isminden doğan düşünce sistemi olan algoritmik düşünce sistemiyle programcılığın temelini atmıştır. Peki, El Harzemi, bugünkü bilgisayar programcılığının temelini atan algoritmik düşünceyi nasıl oluşturdu?

Bunu anlamamız için ilk önce ALGORİTMİK düşünce sistemi nedir onu anlamamız lazım.

Kısaca algoritmik düşünce şunları içeriyordu ki kim bunları yaparsa başarı oranı yükseliyordu.

1 – Neyi yapacağına karar ver.
2 – Nasıl yapacağına karar ver.
a) Süreci doğru yerlerden kır.
b) Kırılan aşamaları doğru sırala.
c) Aşamaların sürecini belirle.
3 – Harekete Geç.

(Bunu doğru olarak kim uygularsa başarıyı mutlaka yakalıyor.)

Bu yazı http://yalcinkocak.com/sifir-kavrami-ve-harezmi/ adresinden alınmıştır. Konu ile ilgilenenlerin mutlaka okunması gereken bir makaledir.

Kelimelerin Şeklinden, Şeklin Tekamülü

Konfüçyus’a sormuşlar;
Bir ülkenin başına geçsen yapacağın ilk iş nedir?
Konfüçyus şöle cevap vermiş: İlk yapacağım iş o ülkenin lisanını, edebiyatı düzeltmektir.

Kelimeler gerçekten bu kadar önemli mi bilmiyorum ama, bazen kelimelerin şeklini değiştirince yeni manalar ortaya çıkabiliyor. Geçen gün, “benim algıladığım dünya” şeklinde cümleye başlarken bir şimşek çaktı.

Benim dünyamdan, benim algıladığım dünyaya.

Benim algıladığım dünya: içinde belirsizlikleri olan, bana özgü, her şeyi kapsaması mümkün olmayan dolayısıyla her şeyi bilemeyen, bazılarının tarafı, bazılarının karşıtı (dolayısıyla ayırıcı), bazen mutlu, bazen kahırlı ve binlerce çeşitli ben özelliklerinin bir manasını çağrıştırdı. Sadece bana özel olan benim algıladığım dünyada başka kimse olmamasına rağmen, başka bir çok insanın etkisi vardı. Öğretmenlerim, ailem, arkadaşlarım hepsi bir şekilde benim algıladığım dünyayı ister istemez şekillendirdiler ama benim algıladığım dünyada sadece ben vardım ve mutlak manada sadece beni etkiliyordu.

Benim dünyam ise; daha sahiplenici (aslında bana ait olmamasına rağmen) bir his uyandırdı bende. Çünkü aklıma ilk gelen şeyler, ailem, işim, arkadaşlarım, dünya, toplum, Türkiye, İstanbul vs. ki bunlar benim algıladığım dünyayı şekillendiren unsurlar.

Buraya kadar eminim çoğu insan aynı şeyi düşünmüştür. Ama esas mesele ve gelmek istediğim nokta şu ki; benim dünyam’ın, benim algıladığım dünyamdan daha önemli hale getirilmiş olması. İki kişinin dünyalarının çakıştığı yerde ise, (para, petrol, toprak, şan, şöhret vs.) kavga, savaş ve her türlü alçaklığın bini bir para.

İnsalığımızın gereği olan algıladığımız dünya, içimizde yaşayan dünya, en az diğer insanların dünyaları kadar özgün ve önemli olduğunu kavrayabilseydik ve de diğerlerine gerekli saygıyı gösterebilseydik; yaşadığımız ortak dünyamız aynı olur muydu?

Son soru: Bu şekilde yetiştirilmemiş olmamız mazeret mi?

Yazarak Düşüncelere ve Hayata Yön Vermek

Blog yazmaya yeni başladım sayılır. Daha önce denizde çalışmam nedeniyle kısa süreli ve kopuk kopuk blog yazmaya çalışmıştım. Bu yazıda düzenli blog yazmaya başladığımda fark ettiğim durumdan bahsedeceğim.

Blog yazıyorken düşüncelerimin düzensiz akışına şahit oldum ve devam ettikçe daha düzgün yazı yazmaya başladığımı fark ettim. Dahası düşüncelerimin gün geçtikçe netleştiğini anlamam fazla zaman almadı. Bu farkındalıktan sonra “Acaba yazı yazarak istediğimiz yönde düşüncelerimize yön verilebilir mi? Bu sayede hayatı yeniden düzenleyebilir miyiz?” gibi sorular aklımda canlandı.

Zihindeki Düşünceler

Aklımız çoğu zaman çevre etkisiyle şekillenmiş bazı düşünce kalıpları içerisinde sıkışmış ve genel olarak aynı şeyleri ister( iyi maaş, güzel ev(ler), huzurlu ve rahat bir hayat vs. ) hale geldik. İhtiyacımız olan gerçek şeyi bilmeden ve araştırmadan çoğu zaman. Hatta günümüz insanlarının psikolojik sorunlarının bir kaynağı olarak ta bunu düşünüyorum. Çünkü yeteneğimizi ve kişiliğimizi göz ardı ederek kurduğumuz bir hayatta sadece para kazanma temeline dayalı bir yaşam tarzının, düşünülenin aksine büyük bedellere neden olabileceği göz ardı edilmemeli.

Bir Hocam bize Üniversiteye giriş sınavı gibi özellikle gençlerin girdiği sınavlarda paragraf sorularında toplumu ilgilendiren ve olumlu önermeler içeren metinlerin kullanıldığını söylemişti. Çünkü yüksek konsantrasyon altında okunan bu metinler bilinç altında yer ederek, toplumu olumlu yönde etkileyebileceği varsayılıyormuş. Akademik araştırmalara dayandığını düşündüğüm uygulama mantıklı görünüyor.

Düşünceleri Değiştirme Uygulaması

Düşüncelerin akışını değiştirmeden bir konu ile ilgili aklınıza gelen her şeyi olduğu gibi yazın. Sonra yazdığınız bu metin üzerinde olmak istediğiniz şey (zengin, mutlu, gururlu, eğlenceli, üzgün vs.) olarak metni yeniden düzenleyin. Cümlelerin nasıl değiştiğine ve ruh halinizi nasıl yansıttığına çok şaşıracaksınız. Buradaki anahtar; metni düzenlerken gerçekten olmak istediğiniz kişi olmanız ve kendinizi serbest bırakmanızdır. Yazı yazarken sadece siz, kağıt ve kalem var. Diğer her şeyi boşverin gitsin. Bu işlemin sadece düşüncelerinizi düzeltmekten öte bir terapi haline bile geldiğiniz görebilirsiniz. Günlük tutmak, bazı psikolojik rahatsızlığı bulunan insanlara iyi geldiğini biliriz. Anlattığım yöntem ile günlük tutmak benzeri bir yöntem kullanılmakta fakat, kendini gözlemlemekten öte hayata yön vermeye çalışmaktır.

Sonuç olarak tecrübe; hayatta başına gelen şeylerle değil onlara nasıl tepki verdiğimiz ile ilgili ise yazı yazarak düşünceleri düzeltme tekniğini, karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkilere (fiziksel, düşünsel, duygusal tepkiler), farklı bir boyuttan müdahale etme aracı olarak düşünebiliriz. Eğer düşüncelerimizi değiştirirsek hayatımızın değişeceği ise su götürmez bir gerçektir.

İçsel keşif

Birkaç gün önce otobüste giderken ve kulaklığımı takmış müziğimi dinlerken içimden bir ses bana şöle seslendi.

Akıl der ki: Eğer şuna da sahip olursan senin için çok iyi olacak. Evet haklıydı…
Akıl der ki: Eğer şurada olsan daha rahat olacaksın. Evet haklıydı.
Akıl der ki: Eğer şunun yanında olsan senin için çok güzel olur. Evet haklıydı.

Sonra aniden aklıma şu geldi.

Akıl devamlı bizim için daha iyi ve güzel şeyler istiyor. Ama sonunda biliyorum ki insanlar devamlı birşeylere ulaşmak için çabalıyor acı çekiyor veya çektiriyor. Düşündüğümüz o güzel şeylere ulaşmak için çabalıyor ve sonra başka birşeyler istiyoruz. Sonra yeni şeyleri görüyor, duyuyor ve yine istiyoruz. Sonra bir bakmışız yaşlanmışız, çalışarak çabalayarak kazandığımızı zannettiğimiz şeyler bize tat vermiyor.

Yani; eğer biraz akıllıysak aklın bizim dostumuz değil düşmanımız olduğunu görüyoruz. Daha doğrusu bu şekilde kullanılmasıyla kendimize bir düşman yaratmış oluyoruz. Peki ne yapacağız. Mutsuz olduğumuz zaman, bir şeyler istediğimiz zaman, bir yerde olmak istediğimiz zaman bunun bize karşı bir oyun olduğunu, aklın bir oyunu olduğunu düşünerek kendi bulunduğumuz anda kendi şartlarımızı sahiplenerek şükretmeye başlıcaz. İşittik ve itaat ettik sözünü en yakın şekilde hissedeceğiz. Bizim bilmediğimiz göremediğimiz duyamadığımız hissedemediğimiz şeylerin olduğunu kabul ederek bulunmak istediğimiz yerde değil, bulunduğumuz yerde olacağız.

Bu düşünce son birkaç gündür aklımda ve beni inanılmaz rahatlattı. Her şeyin sahibine teşekkür ederim.