VR’dan daha iyi: Rüyaları Hacklemek

Bazıları her ne kadar rüyaların hayatımıza etki etmediğini söylese ve umursamadan yaşantısına devam etse de, MIT‘de küçük bir ekip aksini düşünüyor ve rüyaların değerini kanıtlamak için bilinçaltını araştırabilen teknolojiler üzerine çalıyor.

2017’de kurulan MIT Dream Lab‘daki bir araştırmacı ekibi, hayallerinizin içeriği üzerinde size yeni bir kontrol sağlaması da dahil olmak üzere çeşitli şekillerde rüyaları izleyip etkileşimde bulunabilen açık kaynaklı bir giyilebilir cihaz üzerinde çalışıyor.

Bunu yapmak için, 2017 yılında MIT’nin Media Lab Fluid Interfaces Group’un bir bölümü olarak kurulan Dream Lab, rüyaların sadece rastgele zihin bulanıklığı değil, güçlendirildiğindedeğiştirildiğinde veya ‘hacklendiğinde‘ daha derin bilinç düzeylerine erişim noktası olarak kullanılarak uyanık hayatımız üzerine olumlu etkileri olabileceğini düşünüyorlar. Bu doğrultuda rüyaları çeşitli şekillerde izleyen ve etkileşimde bulunan yeni ve açık kaynaklı giyilebilir cihazlar geliştiriyor.

Giyilebilir eldiven benzeri cihaz Dormio‘yu geliştiren ekipten Dr. Horowitz: “Hafıza artırma, yaratıcılık geliştirme, ertesi gün ruh halinizi iyileştirme veya performansını iyileştirmek için geceleri yapabileceğiniz uygulanabilir şeyler var.” şeklinde açıklama yapıyor.

Dormio‘dan bahsetmek gerekirse hipnagojiden (uykuya dalmadan hemen önceki yarı bilinçli hal) yararlanarak yaratıcılığınızı artırmaya amaçlayan eldiven benzeri giyilebilir cihaz. Dormio, kullanıcılara akıcı düşünme ve özgür çağrışımlara erişim sağlamak için bu geçiş durumunu genişletmeye, etkilemeye ve yakalamaya yardımcı olur.

Daha önce söylediğim gibi cihaz açık kaynak ve Github‘da bulunan bio-sinyal izleme yazılımını kullanarak herkesin teorikte kendi Dormio eldivenini yapması mümkün.

Kulağa oldukça güzel gelen bir nevi ‘Rüyaları Hackleme’nin gerçek hayata faydası bir tarafa istediğimiz her şeyi yapabildiğimizi veya olabildiğimizi düşünebiliyor musunuz. Çocukken rüyanın içinde rüyada olduğumu (Lüsid Rüya) anladığım zamanlar olurdu. Bir süre devam ettirebilirken çoğu zaman yarım kalan. Şimdi bu durumu uzunca bir süre ve bilinçli bir şekilde yapabilme kabiliyetine teknolojinin yardıma koştuğu bir geleceğe doğru ilerliyoruz. En azından bu yönde çalışmalar var. Üstelik çoğu zaman bilimin ihtiyaç duyduğu objektif, tartışılmaz ve ölçülebilir verilerin oldukça muallak olduğu bir alanda. Bence bir gün bilim-ruhla birleştiğinde karşılaşacaklarımız daha önce hayal edilemeyen şeyler olacak.

Eğer konu ilginizi çekiyor ve daha çok bilgi almak istiyorsanız kaynaklardaki bağlantıları takip edebilirsiniz.

Kaynaklar:

Sosyal Medyanın Geleceği Dijital Diktatörlük mü?

Dünyanın en güçlü veya etkili insanı kim diye sorulsa, benim gibi sıradan biri ABD başkanı derdi diye tahmin ediyorum. Kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçek var. O da sevmesekte ABD’nin en güçlü ülke olduğu gerçeği. Ama düşünün ki, ABD başkanın bile twitter hesabı askıya alınabiliyor. Belki kendi ülkesine darbe yapmaya kalkıştı, yandaşlarına kongreyi hedef gösterdi falan ama yıllardır yaptığı şeyi yapmaya devam ediyordu aslında. Senelerdir kanun tanımaz, otokratik, ayrıştırıcı ve hedef gösteren tweetler atıyordu. Artık değişen tek bir şey var, ‘ABD başkanı’ olarak etkisi ve gücü kalmadı.

Bu durumu fırsat bilen sosyal medya şirketleri yapılamaz denen şeyi yapmakta tereddüt bile etmedi. Twitter‘ın Donald Trump’a ayrı bir kini var biliyorum, bununla birlikte instagram, facebook, snapchat ve youtube‘da bu furyaya katılmaktan çekinmedi.

Daha bir kaç gün önce yaklaşık 2 milyar kullanıcıya ulaşan WhatsApp‘da kullanıcı sözleşmesini değiştirerek, 8 Şubat’a kadar kabul etmeyenlere uygulamayı kullandırmayacak. Yeni sözleşmenin en önemli maddesi ise, artık kişisel veriler ‘resmi’ olarak facebook’la paylaşılacak. İnsanlardan hemen itirazlar yükseldi, sanki hiç facebook’a veri sağlamıyormuş gibi ama günün sonunda biliyoruz ki, topluluk neredeyse insanlar o uygulamayı kullanacak. WhatsApp bu zamana kadar beklemesi boşuna değildi. Hatırlarsanız geçtiğimiz ağustos ayında facebook ani bir kararla Oculus sanal gerçeklik başlıklarına facebook hesabı zorunluluğu da getirmişti. Instagramıda düşünürsek belli ki, facebook’un veri tabanı reklam verenler için oldukça ilgi çekecek.

Google ise; mümkün olduğu kadar sessiz kalıyor, vücutta kanın dolaşması gibi sanal dünyada her tarafımızı sarmış durumda sessiz ve derinden ilerliyor. Youtube; gözü görmeye başlayan her insan evladına anne/baba’nın cep telefonu vasıtasıyla hayatına giriyor ve bir daha çıkamıyor. Bu arada anne/baba bir kaç saat rahat vakit geçiriyor!

Bulut bilişim firmaları, alışveriş siteleri özellikle Amazon ve AWS‘yi ise sadece sektörü bilenlerin tehlikenin ne derece olduğunu bilebildikleri bir durum söz konusu. Veri setlerimakine öğrenimiderin öğrenmebüyük veriyapay zekaveri analizi gibi anahtar kelimeleri birleştirdiğimizde; sıradan kullanıcının ‘bulutta’ olan bitenden bile haberi yok.

Bir de ‘dijital faşizm‘ bahane edilerek ‘yerli ve milli‘ tek merkezli(!) çözümler geliştirilmeye çalışılıyor. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının treni kalkalı 10 sene olmasına rağmen jetonun düşmesi sevindirici olsa da; bence global iletişim çağında insan ve zaman kaynağı boşa harcanacak.

Bu anlattıklarımdan sonra ‘Sosyal medyanın geleceği dijital diktatörlük mü?‘ sorusu bence anlamsızlaşmaya başlıyor.

Asıl sormamız gereken soru:

Dijital diktatörlüğü nasıl yıkarız?