Bloggerlar, Başınız büyük belada dostum

Gün geçmiyor ki benim yalnız ve güzel ülkemde birilerinin durup dururken başı belaya girmesin arkadaş. Hiç olmadık bir zamanda, geçmişinizle ilgili çeşitli konulardan bağzı yasalarla ilgili olarak başınız ağrıyabilir.

Neden mi?

  • Belki tipiniz yeterince iyi değildir.
  • Belki birileri boş zamanını doldurmak istiyordur.
  • Belki de gerçekten serserisinizdir.

Webrazzi’nin yayınladığı buradaki yazıdan sonra adeta tüylerim ürperdi. Kısa bir alıntıyla ne demek istediğimi daha iyi anlatayım.

…gündemlerine dair haberleri paylaşıyorsunuz, içinizden geldiği gibi de yorumluyorsunuz. İçeriğinizi günlük, haftalık, aylık periyotlarda güncelliyorsunuz.Size bir haberimiz var: Siz de artık Basın Kanunu kapsamında olabilirsiniz….

Basın kanununa yapılan yeni eklemelerin biz bloggerlara etkisi çok önemli boyutlarda olabilir. Çünkü yeni yasaya göre haber siteleri Basın Kanunu kapsamına alındı ve haber siteleri de şu şekilde tanımlandı: “İnternet ortamında haber ya da yorum niteliğinde yazılı, görsel veya işitsel içeriklerin sunumunu yapan süreli yayın”.

Bu tanım o kadar geniş ve ucu bucağı yok ki, neredeyse sonsuz internet aleminde bunun uygulanabilirliği şu anki teknoloji ile zaten mümkün değil. Türkiye veya dünya gündeminde ilginizi çeken bir haberi paylaşarak; konu üzerine yorum yaparak; varlığından bihaber olduğunuz kanun kapsamına girebilir, yargılanabilirsiniz. Hatta düzenli blog tutuyorsanız amiyane tabirle kucağa oturdunuz demektir. Hiç kaçarınız yok!

Wikipedi’den bir alıntı:

Blog (Türkçe: ağ günlüğü, günce) veya Weblog (Türkçe: Ağ kütüğü) teknik bilgi gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan insanların oluşturabildikleri, günlüğe benzeyen web siteleridir.

Yeni yasa ile blogculuk BİTMİŞTİR. Korkuyorum ki sosyal medya hesaplarının da yukarıdaki haber siteleri tanımına uyması nedeniyle “Basın Kanunu” kapsamına alınarak değerlendirenler olabilir. Böylece üç kuruşluk internet keyfimizin de tam içine ederler.

Yazıyı yazarken kanunlar, kanun teklifleri ve yönetmelikler arasında kaybuldum ve şimdilik pes ettim. Ama konu hakkında geniş bilgi için M.Serdar Kuzuloğlu’nun şahane bir yazısı var: Yeni internet düzenlemesi ne götürüyor? Bu yazıyı evernote’a veya pocket’a falan kaydedin. Bir gün tüm bloggerların ihtiyacı olacak:)

Yazıya halkımıza malolmuş bir vecize ile son veriyor mutlu bloglamalar diliyorum.

Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine

Medium.com ile Yeni İnternet Yayıncılığı

Son yıllarda blog dünyasındaki gelişmeler sunulan servisleri geliştirmekten ibaretti. Bloggerlar için bir sonraki büyük şeyin ne olabileceği merak konusu iken karşıma Medium çıktı. Biraz tanıdıkça “Medium ile yeni bir yayıncılık veya blogculuk dönemi başlayabilir mi?” sorusunu kendime sormadan edemedim ve bazı cevaplar aradım.

Ağustos 2012’de Medium (türkçe anlamı mecra) twitter kurucuları Evan Williams ve Biz Stone önderliğinde açıldı. Amacı, twitter’ın 140 karakterlik sınırını eleştirenlere bir cevap niteliğindeydi. Yazımı rahat, sinir bozucu şeylerden uzak saf bir blog platformu olmaktan öte birşeyler olabileceğini daha önce fark etmemiştim. Özellikleri geliştikçe (mobil cihaz desteği, yazılarınızı başkalarıyla beraber düzenleme, yazı koleksiyonlarında geliştirmeler ve yakında gelecek iPhone uygulaması.) bir blog platformu olmaktan öteye bir yayıncılık kültürü halini alabileceğini düşünmeye başladım. Bu düşüncemde Matter adlı girişimin etkisi oldukça fazla. ReadMatter adlı Kickstarter kampanyası başarıya ulaşarak bağımsız, özgün, kaliteli yazıların ve gazeteciliğin kapıları aralanmış oldu. ReadMatter medium sayfasını açın ve eğer İngilizceniz varsa bir yazıyı okumaya başlayın. Eğer isterseniz anasayfada en çok okunan yazılardan da başlayabilirsiniz. Okumayı seven bir kişiyseniz pişman olacağınızı zannetmiyorum.

Reklamsız, yanan sönen afilli şeyler olmadan emek verilmiş saf bilgi içeren bir yazıyı okumak onu yazmaktan daha zevkli benim için. Merak ettiğiniz bir yazıyı okumak için ekranın başına oturduğunuzda sizi rahatsız edecek hiç bir şey yok. Bu konuyu özellikle belirtmek istiyorum çünkü Türkiye’nin en çok okunan online gazetelerini halini gördükçe içim acıyor. Her yer reklam ve her şey ilginizi çekerek kendini tıklatmak için ortalıkta cirit atıyor. Daha da kötüsü kimse buna DUR demiyor. Bende kendimce bir tepki koyuyor ve mecbur olmadıkça o sitelere girmiyorum. Hatta aynı nedenlerden ekşisözlük’ü kullanmayı bile bıraktım.

Şimdi bahsedeceğim bu özellik sanırım medium’a özel bir durum. Çünkü diğer internet aleminin aksine medium.com kişileri takip etmenize izin vermiyor. Yani sizin egonuzu şişirecek ‘followers’larınız olamayacak. Yalnızca oluşturduğunuz koleksiyonlar birilerinin ilgisini çekiyorsa takip edilebiliyor. Diyelim ki; Türkçe Yazılar adında bir koleksiyon oluşturdunuz ve bulduğunuz Türkçe yazıları bu koleksiyonunuza eklediniz. İşte insanlar sadece bu koleksiyonunuzu takip edebiliyor. Yani kişi ikinci planda kalıyor. Konulara ve dolayısla konu hakkındaki yazılara değer artıyor. Dolayısıyla okuması zevkli olan kaliteli bir blog içeriğine kavuşuyoruz. Daha önce denendi mi bilmiyorum ama bu kısıtlama şimdilik içerik kalitesine olumlu yönde katkı yaptı.

Henüz Türkçe yazı pek bulunmasada, ingilizce bilenler bir kaç örnek vermek istiyorum. Göreceksiniz ki bazı yazılar adeta kitap gibi. (Örnek 1, Örnek 2, Örnek 3) Örnek 1’deki gibi yazıları ePub, kindle ya da sesli formatla okumanız da mümkün. ( Bu özelliği @readmatter adlı girişim uyguluyor.) Ayrıca yazıları okurken fare imlecinin olduğu paragrafın sağ tarafında (+) işareti çıkıyor ve bu paragraf için yorumunuzu ekleyebiliyorsunuz. İçeriğe verilen önemi gösteren bu detay gerçekten takdire şayan.

Şu an için oldukça basit ve zarif aynı zamanda diğer platformlara nazaran “özelliksiz” olan Medium’un geleceğinden oldukça umutluyum. Hayalini kurduğum temiz, kaliteli ve özgün içeriğin anahtarı gibi duruyor. Yeni nesil gazetecilerimize önerim bu platformu kendi farklarını gösterebilmek adına kullanmaları şeklinde olacaktır. Türkçe ve İngilizce yazılarla; hem Türkiye’de farkını gösterebilmek, hem de dünya çapında diğer yazarlarla etkileşim içinde bulunarak bir çok kapının açılmasına vesile olacağı kanısındayım. Belkide blog tutmaktaki amacınız özellikle yazı yazmaksa medium.com iyi bir başlangıç noktası olabilir. Blog açıp bir kaç yazı yazdıktan sonra senelerce bir daha yüzüne bakmayan insanların sayısının oldukça fazla olduğunu düşünürsek basit bir çözüm ile kendinizi daha iyi motive edebilirsiniz. Kullandığım “basit” kelimesinin sizi aldatmasın. Burada kullandığım “basit” kelimesinin manası: “Gereksiz tüm detaylardan arınmış zerafet” anlamına gelmektedir.

Son olarak ilginç bir detay olarak medium.com ile tanıştığımda yazdığım yazıdan bir alıntı paylaşarak bitiriyorum.

Şu an bu satırları yazarken medium.com denen sistemi kullanıyor ve daha önce hissetmediğim bir yazı yazma zevki hissediyorum. Bunları tüm samimiyetimle söylüyorum. Diğer blog platformlarında olmayan genişlik ve rahatlık yazı yazma iştahınızı arttıyor. Hatta kafanızı kurcalayan kategori, etiket, resim ve bağlantı ekleme gibi ayrıntılar yok oluyor ve sadece ne anlatmak istediğinize odaklanabiliyorsunuz. Evet… Enteresan bir şekilde sadece “merhaba dünya” yazarak test atışı yapmayı planlarken, belki de gereksiz yere yazıyı uzatmış bulundum.

Bugün IPv6’ya Geçtiğimiz Gündür

Bugüne dek kullandığımız IPv4, yaklaşık 4.3 milyar IP adresine izin veriyordu. Bugünkü açılışla beraber bu sayı, IPv6 sayısı 340 trilyon trilyon trilyon‘a çıkacak. Yani diğer yazılışla 340,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000 şeklinde ifade edilebilir. Bilinen gelecek için ise oldukça yeterli görünen bir sayı olarak göze çarpıyor. Tam olarak ne anlama geldiğini bilmesem de sanırım güzel bir şey olmuş.

Yukarıdaki videoda ise google.com/ipv6 adresinden alınmış ve detaylı açıklamalar içermektedir.

İnternet Keşmekeşi

03 Nisan günü yani dün gece yapılan @okanbayulgen’in programı Muhabbet kralında genel olarak internet, internetin gençliğe etkisi ve yeni medya düzenine internet’in etkisi konuşuldu. Belirtmem gerekir ki, zaman zaman KingoDisco programını seyretsem de, uykusuz kalmak pahasına Muhabbet Kralı’nı tercih ediyorum. İnternette yer etmiş kişilerle birlikte her zaman ki gibi akademik şahsiyetlerinde yer aldığı programda alışılageldik medyada alışılmamış bir şekilde Türkiye’yi ilgilendiren konular konuşulduğu kanaatimdeyim. Hatta izlerken elimin altındaki ajandamı karalarken notlar almışım farkında olmadan.

Konuşulan konulardan bazı başlıklar:

  • Justin Bieber (?)
  • Enformasyon toplumu yeni nesil
  • İnternet ve televizyonun yayıncılık açısından değerlendirilmesi
  • Trendlerin her an değişebildiği ve bu trendleri internet sayesinde herkesin belirleyebilme şansı olması.
  • Kişisel bilgi ve tecrübe paylaşımının artık daha kabul edilebilir ve güvenilebilir olduğu
  • Televizyonun hantallığı, internetin işlevselliği
  • İnternetin bağımlılığı ve etkileri
  • Sanal dünyada hayatın simüle edilebilirliği ve sosyal etkileri
  • İnterneti şimdi ve gelecekte nasıl yararlı kullanabiliriz.

Görüldüğü gibi gündem gayet yoğundu. Her bir konu başlığını bir programa sığdırmak zorken Hantal Konvansiyonel Medya bütün konuları işlemeye çalıştı. Ben ise eski bir yöntemle, hikaye anlatarak günümüz bilgi toplumunu düşünmeye çağırıyorum.

Hayatı Boşa Harcamışsın!

Evvel zamanda geliyor iken,

Bir gün Dünya’nın en ünlü felsefecileri ve bilim adamları bir adada toplanmaya karar vermişler. Bu adaya giden zamanın ünlü bilginlerde biri kayıkçı tutmuş ve yola koyulmuşlar. Bilge adam yoldayken, o kadar çabalar edindiği bilgisiyle kayıkçıya hava atmayı düşünmüş ve başlamış sormaya.

Bilge adam: Sen matematik nedir bilir misin?

Kayıkçı: Bilmem beyim.

Bilge adam: Sen astronomi nedir bilir misin?

Kayıkçı: Bilmem beyim.

Bilge adam: Sen kimya nedir bilir misin?

Kayıkçı: Bilmem beyim.

Bilge adam, bu cahil adamın karşısında dayanamamış ve** “Öyleyse senin hayatının yarısı boşa gitmiş be! A ahmak adam”** demiş. Bu durum karşısında başını büken kayıkçı yoluna devam etmiş.

Bir süre sonra fırtınanın yaklaştığını gören kayıkçı heyecanlanarak “Yüzme bilir misin? Beyim” diye sormuş. Paniğe kapılan adam “Hayır.” diye cevaplamış. Kayıkçı bu fırsat karşısında hemen cevabı patlatmış.

“O ZAMAN SENİN HAYATININ TAMAMI BOŞA GİTMİŞ”

Yeni Medya Düzeni ve Sosyal Medya

“Yeni Medya Düzeni” özellikle son zamanlarda oldukça fazla kulak aşinalığı edindiğimiz ve internetin içinde yaşayan gençliğin kelime dağarcığına yerleşen bir kelime oldu. Haberin kaynağını direkt olarak takip etme imkanı olanların kendi internet yayınlama araçları ile anında bloglar, sözlükler ve paylaşım siteleri (Facebook, twitter) sayesinde kolayca insanlara ulaştıracağı yeni mecralar açıyor. Mobil iletişim araçlarının yaygınlaşması, kelimenin tam anlamıyla eş zamanlı olarak paylaşılmasını sağlıyor. Çoğu zaman yalan, dedikodu ve dezenformasyona maruz kalmasına rağmen tercih edilen bilgi kaynağı olması önlenemeyecek gibi gözüküyor.

Cüneyt Özdemir’in başını çektiği dipnot.tv haber sitesi, yine Cüneyt Özdemir’in büyük uğraşlarıyla (twitter’dan takip edenler bilir) oluşan Yeni Medya Düzeni içinde yer almaya, Yeni Medya Düzenini kendince, yeniden ve adil olarak düzenlemeye çalışıyor. 20 Mart 2011 günü yayınlanan Okan Bayülgen’in programına telefonla bağlanarak konu hakkında görüşlerini ve dipnot.tv sitesinin Sosyal Medya’da yerini açıkladıktan sonra konuya dikkat çekmiş ve uğraşlarının meyvesini almaya başlamıştır.

Sosyal Medyanın imkanlarını açıklama gereği yok sanırım bu yazıyı okuyan herkesin bir Facebook hesabı vardır zannımca. Bu gücü oluşturan insanlar bu gücü kullanabilecektir. Mesele, bu durumun ne kadar farkında olduğumuz ve ne yönde kullanabildiğimizdir. Bu gücün neleri değiştirebileceği hakkında başka bir yazıda buluşmak üzere.

Sosyal kalın, Mutlu kalın !